Küresel pazarda rekabet edecek ürün veya hizmetiniz olmadığına, yarısından fazlası fakir bir iç piyasada yeterince talep ve yatırım iklimi de yoksa, geleceğe yatırım yapamaz, kurumsallaşamaz, markalaşamaz, katma değer yaratamaz, ölçek büyüklüğüne ulaşamaz, pazar değeri oluşturamazsınız.
Devlete egemen olan siyasi iktidarlardan sürekli teşvik bekler ama geçici çözümler, dönemsel iyileştirmeler sağlansa da istikrarlı ve rekabetçi koşullara ulaşamaz, günü kurtarmakla yetinirsiniz.
Satış baskısıyla, sürekli kırılgan bir piyasada yaşamaya çalışır, küresel ve yerel krizlerden, dövizdeki dalgalanmalardan, belirsizliklerden çabuk etkilenir, nakit akışında daralmalar yaşar, kredi bulmakta zorlanır, defter değeriniz düşer, işçi çıkarır, nitelikli insan kaynağınız erir, giderek küçülürken şirket ömrünüz de kısalır.
O halde ne yapmak lazım?
Tabii ki önce küresel dünyada neler olup bittiğini doğru okumak, sadece teknolojideki yakınsama ve baş döndürücü inovatif gelişmeler karşısında paniğe kapılmamak gerekir, çünkü böyle bir yaklaşımın şirketinize hiçbir faydası olmayacaktır.
Yaşadığınız ülkenin alım gücü olmayan, tüketemeyen insanlarını yarın potansiyel tüketicisi olmalarını da beklememek lazım, çünkü mucizeler beklemek, belirsizliğe katkıda bulunmaktır sadece.
Ekonomik koşullar ve pazardaki mevcut yapı “nasılsa bir ara düzelir” diye düşünüp siyasilerin çözüm bulacağını da ummamak lazım, çünkü mevcut duruma rasyonel bir çare bulunacak olsaydı, bu en baştan sizin de içinde yer aldığınız kolektif bir çözüm sürecinin işletiliyor olduğunu zaten bilirdiniz.
Uzun yıllardır bir birim üretmek için üç birim ithalat yapmak zorundaysanız, ürettiğinizden fazlasını tüketen bir ülke ekonomisine sahipseniz, yeterince ihracat yapamıyor ve bütçe açığını kapatamıyorsanız, para piyasasını ve borsayı tabana yayıp derinleştiremiyorsanız, dövizdeki dalgalanmalardan olumsuz etkileniyorsanız şirketlere ve devlet kurumlarına güven yok demektir.
Bunun için de güven ikliminin aslında en güçlü sosyal ve psikolojik sermaye olan insanlar sayesinde oluştuğunu hatırlamakta yarar var.
Uzun ömürlü bir şirket olmanın yolu, balık tutmayı öğretmekten geçer
Eğer şirketinizi uzun ömürlü kılmak, ikinci veya üçüncü kuşağa aktarmak istiyorsanız, yeni nesli sadece kanatlarınız altında korunaklı alanlarda değil, o konfor zonu dışında sahaya da çıkarmanız, giderek alım gücü düşen, daha da fakirleşen halka balık tutmayı öğretecek çözüm yollarını bulmaları için çalıştırmanızda yarar olduğu kanısındayım.
Yeni nesil eğitimli çocuklarınızın sahaya inip potansiyel müşteri olmalarını umduğunuz fakir insanları “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Pramidi”nin tabanından bir tık üstüne çıkartmayı başarmaları halinde, sosyal kalkınma sürecinin fitilini de ateşleyeceklerini ve bu çabaların süreklilik kazandırabileceklerini, devamının da geleceğini öngörebiliriz.
İhtiyaç duyulan şey teknolojik değil, Sosyal İnovasyon
Şirketinizin ömrünü uzatmak ve yeni nesillere miras bırakmak için toplumsal bir ihtiyaca mevcut siyasi, idari ve ekonomik koşullardan daha iyi bir yöntemle cevap verirken aynı zamanda yardıma muhtaç insanların yeteneklerini geliştirerek sosyal, ekonomik, psikolojik ve çevresel kaynakların daha verimli ve etkili kullanılmasını sağlayan yenilikçi ve gerçekçi çözümler olarak tanımlanan Sosyal İnovasyon kavramı ile bir an önce tanışmakta yarar var. Çünkü iç piyasanın canlanması için potansiyel olarak gördüğünüz tüketiciyi önce üretici haline getirmeniz lazım ki, ticaretin ve ekonominin çarkları gerçekçi koşullarda dönmeye başlasın.

Şirketinizin mevcut performansını artırmak için önce insanların mevcut vasat durumu dert edinip gerçekçi çözüm yolları bulmalısınız. Sonra da devletin kurumlarına veya yerel yetkililerine “biz böyle bir sosyal kalkınma projesi hazırladık, siz hangi aşamasında yer almak, bize yardımcı olmak istersiniz?” şeklinde bir duruş sergilediğinizde işlerin olumlu yönde değişmeye başlayacağını öngörebilirsiniz.
Özellikle de gençlerin bu tür sosyal inovasyon girişimlerine dahil olması, onların liderlik becerilerini geliştirebilir ve toplumlarının gelişimine aktif olarak katılmalarını sağlar. Ayrıca, bu tür girişimler genellikle gençlerin yaratıcılık, problem çözme ve girişimcilik gibi becerilerini geliştirmelerine de yardımcı olur.
Bu anlamda bakıldığında sosyal inovasyonun işletmelerin sürdürülebilirliği ve uzun ömürlülüğü üzerinde de sayısız olumlu etkisi var. İşletmeler sosyal inovasyon aracılığıyla daralmış bir pazarı genişletebilir, yeni müşteri tabanları oluşturabilir ve mevcut müşteri tabanlarına daha derinlemesine hizmet edebilirler. Ayrıca, sosyal inovasyon genellikle işletmelerin toplumlarına daha fazla değer katmalarına ve böylece kurumsal itibarlarını güçlendirmelerine yardımcı olur.
Maharet, dar koridorda ilerlemek ve dengede kalmakta
Bunları yazarken aklıma Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un yazdığı DAR Koridor adlı kitabı geldi. Kitap, özgürlük ve gelişmenin ancak güçlü ve örgütsel bir sivil toplum ile güçlü ama sınırlı bir devletin birbirlerini dengelediği bir süreç sonucunda elde edilebileceğini anlatır. İşte bu süreçte toplumlar “dar koridor” diye tanımlanan bir alanda ilerlemeye çalışırlar. Yani dar koridor hem devletin hem de toplumun gücünü ve işlevselliğini artıran bir alandır. Ancak dar koridorda dengede kalmak kolay değildir. Devlet veya toplum fazla güçlendiğinde, dar koridorun dışına çıkabilir ve özgürlük tehlikeye girebilir.
Acemoğlu ve Robinson’un teorisine atıfta bulunarak özetlemek gerekirse; demokratik ve ilerleyici bir toplum, devletin ve toplumun dengeli bir etkileşimini gerektirir. Şirketler de bu denklemin önemli bir parçasıdır ve sosyal sorumluluklarını yerine getirerek toplumla uyumlu bir şekilde çalışabilirler. Bu da sosyal inovasyonların oluşması için gerekli olan çeşitli görüş ve fikirlerin serbestçe ifade edilmesine olanak sağlar.
Sosyal inovasyonlar, daralmış ekonomiden çıkışın bileti gibi ekonomik kalkınmayı destekleyen araçlardır. Şirketler de sosyal sorumluluklarını yerine getirerek sosyal inovasyon projeleri ile ekonomik büyümeyi tetikleyebilir, toplumun yaşam standartlarını iyileştirmeye yardımcı olabilirler.
Şirketler, sosyal inovasyonların geliştirilmesinde ve uygulanmasında önemli bir rol oynarlar. Sosyal sorumluluk taşıyan şirketler, sosyal inovasyonları destekleyen politikalara sahip çıkarak ekonomik gelişmeyi hızlandırabilirler.
Sosyal inovasyonu yönetim sorumluluklarının bir parçası olarak görebilen şirketler toplumun genel yaşam standartlarını iyileştirirken kendi gelecekleri için de yatırım yapmış olurlar. Aileleri ile birlikte çalışanların refahını artırabilir, çevrelerindeki sosyal ekosistemi koruyabilir ve sosyal eşitliği teşvik edebilirler.
Sonuç olarak, “Dar Koridor” teorisi, devletin ve toplumun dengeli bir etkileşiminin, sosyal inovasyonların oluşumunu ve bunların ekonomik gelişmeyi teşvik etme potansiyelini desteklediğini vurgular. Şirketler de bu çerçevede önemli bir rol oynayabilir ve sosyal inovasyonlar yoluyla sorumluluklarını yerine getirerek topluma, ekonomiye ve gelecekleri için kendilerine katkı sağlayabilirler.
Yeri gelmişken belirteyim, siyaset, ekonomi, tarih ve sosyoloji alanlarında ilgi duyanlar için Dar Koridor hem pek çok bilgi ve analiz içerirken hem de düşündürüyor. Kitabın yazarları Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’ın daha önce yazdıkları Ulusların Düşüşü kitabını da okumanızı tavsiye ederim.
Sözün özü şu ki, bahsettiğim tüm bu koşulları yaşıyor ve sıkıştığınız dar alandan çıkmak, işinizi geliştirmek, pazarınızı genişletmek istiyorsanız, daha fazla zaman ve kaynaklarınızı boşa harcamadan işin uzmanlarını bulmanızı, yapacakları analizlerden destek almanızı, yeni stratejiler üzerinde çalışmanızı tavsiye ederim.
(Yazıyla ilgili görüş ve düşüncelerinizi [email protected] adresine göndererek yazarımızla paylaşabilirsiniz.)